BLOG

Bu yazı Patricia Gazze’nin LinkedIn’de yayımladığı aynı başlıklı yazıdan alınmıştır. 

HumanGroup’un yeni yöneticiler üzerinde yaptığı bir araştırma sonuçlarına göre, yeni yöneticilerin ilk sene içinde en zorlandıkları konu “Ekip Yönetimi” ve “Delegasyon”muş.

Çok yakın zamana kadar kendisi de sadece bir “Çalışan” olan ve terfi ettikten sonra da “Çalışan” olarak kalmaya devam edecek olan “Yönetici” ye, yeni pozisyonuna geçince ne oluyordu? Geldiği yeri anlaması gerektiğini, empati yapabileceğini varsaymak yanlış mıydı? Yoksa değişen kendisine bağlı çalışanların tavırları mıydı? Ya da üst yöneticinin beklentileri mi farklılaşıyordu?

Sanıyorum hepsi bir arada. Öncelikle taze “Yönetici”mize bakalım. Hepimiz bu süreçlerden geçtik, geçiyoruz veya geçeceğiz. İlk terfi duyurusu yapıldığında hissettiğimiz başarı hissi ve peşinden gelen özgüven ve haklı gurur çok kısa süre içinde yerini bazen panik, bazen stres bazen de gerginliğe bırakıyor. Karın ağrısı kaçınılmaz oluyor. HumanGroup’un araştırma sonuçları da bunu doğruluyor.

Kanımca, stresi yaratan faktörlerin başında “kendini kanıtlama” ve “başarı” baskısı geliyor. Öyle ya, belki de birçok kişi içinden sıyrılıp o seviyeye yükseldik ve dolayısıyla da “mahçup olmamak” gerek. Bize duyulan güveni boş çıkarmamak gerek. Pozisyonun hakkını vermek gerek. Yine “Gerek”ler ve “Lazım”lar kıskacındayız. Evet, bu gerekler doğru ama bu kıskaca girmeye “gerek” var mı? Özgüvenimiz yeterince güçlü değilse, geçmişte olduğu gibi gelecekte de başarının mümkün olduğuna dair inanç ve umut az ise, “lazım”ların hakimiyetine kapılabiliyoruz ve bunlarla baş edebilmek için kendimizi bile şaşırtabilecek olumsuz davranışlarda bulunabiliyoruz. Ya kendimizi işe iyiden iyiye kaptırıp, aşırı kontrolcü, aşırı hedef odaklı, aşırı yargılayan bir yönetici oluyoruz. Ya da kendimizi diğerlerinin eleştirilerinden korumak içgüdüsüyle takıyoruz maskeyi, aşırı kibirli, egosu yüksek, performansımız açısından olumlu bir sonuç getirdiğine hiç şahit olmadım. Bu durumlarda çoğu zaman bir kısır döngüye giriliyor ve bu kısır döngüden çıkmanın tek yolu, kendimizle barışarak özgüven tazelemek oluyor. Bizi bu noktaya getiren özellikleri, değerleri hatırlayarak onlara geri dönmek. “Lazım”ları bir kenara bırakarak tamamen kendimiz olmak.

Yazının devamı için lütfen tıklayın.

Image Credit: JD Hancock 

ShareShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someone
Back to top